92406 kayıt bulundu.
1. isim , isim , edebiyat , edebiyat , isim , isim , edebiyat , edebiyat , Yalnızca hikâye etmeye ağırlık veren eser
2. Dışa vurumcu
1. isim , isim , felsefe , felsefe , isim , isim , felsefe , felsefe , Dışa vurumculuk
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Düşünce ve duyguyu güçlü ve canlı bir biçimde anlatan
1. isim , isim , isim , isim , Anlatma işi
1. Hocanın sorusuyla annesinin anlatışı karşısında yalnızlığının dipsizliğini bir kere daha ölçmüştü.
1. Hocanın sorusuyla annesinin anlatışı karşısında yalnızlığının dipsizliğini bir kere daha ölçmüştü.
1. -e , -e , -i , -i , -e , -e , -i , -i , Çabucak anlatmak
1. Gör gözlerinle de aklın yatarsa anlatıver millete.
1. Gör gözlerinle de aklın yatarsa anlatıver millete.
Telaffuz : anlatı'vermek
1. isim , isim , isim , isim , Anlatmak işi, ifham, ilam, tefhim
1. Biz gücümüz yettiğince ve gönlümüzün isteğince sizi anlatmaya çalıştık.
1. Biz gücümüz yettiğince ve gönlümüzün isteğince sizi anlatmaya çalıştık.
1. -e , -e , -i , -i , -e , -e , -i , -i , Bilgi vermek, izah etmek
1. Gece sabaha kadar düşündüğü şeyleri babasına da anlatmak isterdi.
1. Gece sabaha kadar düşündüğü şeyleri babasına da anlatmak isterdi.
2. Bir konu üzerinde açıklama yapmak, açıklamada bulunmak
3. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Nakletmek
1. Sonra bir hikâye anlattı.
1. Sonra bir hikâye anlattı.
1. -e , -e , -i , -i , -e , -e , -i , -i , Bir konu üzerinde bilgisini ölçmek, açıklama yaptırmak
1. -i , -i , -i , -i , Anlama ihtimali veya imkânı bulunmak
1. Kuşkusuz, dilinden anlayabileceğim bir dost olmalıydı bu.
1. Kuşkusuz, dilinden anlayabileceğim bir dost olmalıydı bu.
2. Anlama becerisi bulunmak
1. argo , argo , argo , argo , `pay isteyelim` veya `mal, para veya konumdan yararlanalım` anlamında kullanılan bir söz
1. `anlayışlı kimseleri en küçük bir söz bile etkiler oysa anlayışsız kimselere ne söylense yararsızdır` anlamında kullanılan bir söz
1. isim , isim , isim , isim , Anlama işi, telakki
1. Ama doğrusu Hugo'yu artık uzun uzun okuyamıyoruz, onun şiiri, şiir anlayışı bizden çok uzaklaştı.
1. Ama doğrusu Hugo'yu artık uzun uzun okuyamıyoruz, onun şiiri, şiir anlayışı bizden çok uzaklaştı.
2. Bir toplum veya topluluktaki bireylerde görüş ve inanış etmenlerinin etkisiyle beliren düşünme yolu, düşünüş biçimi, zihniyet, mantalite
1. Çağın tiyatro anlayışını yansıtan yazılar da yayımlanıyordu.
1. Çağın tiyatro anlayışını yansıtan yazılar da yayımlanıyordu.
3. Anlama yeteneği, feraset, izan, zekâ
4. Hoş görme, hâlden anlama
5. Benzerlerinden ayıran özellik, konsept
1. istenilen veya söylenilen bir şeyi hoşgörüyle karşılamak
1. Yaşamı her yönden yalnızlığa yaslanmış olan bu kadına tek çocuğun bile anlayış gösterdiğini sanmam.
1. Yaşamı her yönden yalnızlığa yaslanmış olan bu kadına tek çocuğun bile anlayış gösterdiğini sanmam.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Anlayışı olan, ferasetli, izanlı, zeki
2. Hoşgörülü
1. Bu evin içinde hatta belki bu dünyada en anlayışlı dost sizsiniz benim için.
1. Bu evin içinde hatta belki bu dünyada en anlayışlı dost sizsiniz benim için.
3. zarf , zarf , zarf , zarf , Hoşgörülü bir biçimde
1. Kocasına bir şeyler demek, anlayışlı, şefkatli davranmak istiyor.
1. Kocasına bir şeyler demek, anlayışlı, şefkatli davranmak istiyor.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Anlayışı kıt olan, kafasız, kavrayışsız, vurdumduymaz, kalın kafalı, izansız, ferasetsiz, gabi
1. Adam sizin çok can sıktığınızı, çok anlayışsız ve inatçı olduğunuzu ifade etmek üzere ters bir bakışla bakıyor yüzünüze.
1. Adam sizin çok can sıktığınızı, çok anlayışsız ve inatçı olduğunuzu ifade etmek üzere ters bir bakışla bakıyor yüzünüze.
2. Hoşgörüsüz
1. zarf , zarf , zarf , zarf , Anlayışsız bir biçimde, anlayışsızcasına
Telaffuz : anlayışsı'zca